“Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin.. Çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir... Afrika atasozu

Çarşamba, Mayıs 05, 2010

İtiraf Gibi...CHP Milletvekili Ersin Ne Diyecek?

Etiketler:

Cuma, Nisan 16, 2010

Biz Yine Bayram Yaparız

Obama 24 Nisan'da "Ermeni Soykırımı" demez, "Ermeni Kırımı" der; biz de zil takıp oynarız, "soykırım" demedi, diye. Zaten Clinton da bir zamanlar "Ermeni Kırımı" demiş ve medyanın amiral gemisi zil takıp oynamıştı : ) Niye böyle kendimizi kandırmaya bayılıyoruz biz? Salak mıyız yahu?

Ermeni olaylarını incelemek için tarihçiler yetmez, çünkü biz kendimiz itiraf ederiz, kayıtlarımızın bazılarının yok edildiğini; ayrıca, Genel Kurmay'dakilerin de hepsini açmayız. Neyimiz var acaba saklayacak? diye sorgulamadan.

Dünyaya "tarihi tarihçilere bırakın" derken, kendi tarihinin bir kısmını kimseye açmamak neyle izah edilebilir, ben bilemiyorum artık. Ancak, hep birşey gözden kaçıyor bu arada, hani savaşta olduğumuz 7 düvel var ya, onların da burada elçileri vardı ve kayıt tutuyorlardı! Bütün bunlara da gözlerimizi kapayınca, YOk zannetmeye teşne oluruz. Gözlerimi kapattım; öyleyse yokum/Düşünmüyorum(sorgulamıyorum); öyleyse YOK!

Bir ufuk açabilmesi için Dr. Dilek Güven'in 6-7 Eylül 1955'i anlattığı kitabının okunmasını öneririm. Umarım fotoğraflara bakacak cesaretiniz olur.

Etiketler:

Perşembe, Nisan 08, 2010

Bunlar Kafayı Yemiş!

Cuma, Nisan 02, 2010

Yarsav Başkanı Bunu Nasıl İzah Edecek?

Yarsav Başkanı Emine Tarhan Ülker hanım katıldığı bir tv programında 70 milyonun gözünün içine baka baka ve de üstelik muhaliflerini bilgiç bilgiç suçlarken:

“Bakınız yargı bağımsızlığı evrensel hukuk ilkelerindendir ve o konudaki bilgisizliğinizi de bağışlıyorum. Yargıda tarafsızlık diye bir kavram yoktur. Tarafsızlık içsel bir durumdur, tarafsızlık yargıcın içsel yaklaşımıdır. Oysa bağımsızlık yargının dış etkilere karşı duvarlarla örülmesi anlamına gelir ki bunu bütün hukukçular sanıyorum kabul edecektir...”

dedi.

Biz vatandaş olarak kendisine hatırlatmakla görevimizi yerine getirelim:

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi şöyle der:

Madde 6. Adil yargılanma hakkı: “Herkes... bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”

Madde 10. İfade özgürlüğü: “...Yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı şekil şartları...”

Madde 21. Yargıçlar: “Görev süreleri içerisinde, yargıçlar bağımsızlıkları, tarafsızlıkları ve daimi görevin gerekleriyle bağdaşmayan herhangi bir görev üstlenemezler.”

Bizim HSYK, Yargıtay, Danıştay, Yarsav hangi devirden kaldı? Cilalı taş Devrinden mi?

Ben çok merak ediyorum. Umarım lütfedip cevap verirler, idamımı istemeden önce!

İşte, bu kafayla benim cebimden her yıl binlerce euro para cezası çıkıyor. Bu kafa böyle kararlar verdikçe, AİHM'de hak arayan her vatandaş -ki, sonuna kadar hakkıdır- Türkiye ceza alıyor ama bu kafaların cebinden bir kuruş çıkmıyor, Türkiye bütçesinden çıkıyor. Olan biz vatandaşlara oluyor!

Sonra da ter ter tepiniyorlar 12 Eylülün gerisine gidiyoruz, Yargıyıyla alay ediyorlar, diye!

Yahu, kim kiminle alay ediyor allahaşkına?!!

Etiketler:

Bizdeki "Yargı Bağımsızlığı" Nasıl uygulanır?

"Zibidi, kaniş, ihanet şebekelerinin ağaları, bence bu adamlar dövülseydi milletin içi soğurdu, Sevr'ciler, bölücü, ihanetçi yalakalar, hainler, entellektüel çete, analarının ve babalarının kim olduğunu bir kez daha sorgulasınlar, kanişler, uyanık geçinen şapşallar, salak, tescilli hain, zavallı"

demek serbest. Gülmeyin, mahkeme karardır. Çünkü hakaret edilen Prof.Baskın Oran.

"Kına yaksın" demek serbest. Gülmeyin, mahkeme kararıdır. Bu cümle de Ahmet Necdet Sezer'e sarfedilmiştir.

"İşgüzar" demek suç! Gülmeyin, mahkeme kararıdır. Nazlı ılıcak tarafından hakim Osman Kaçmaz'a ithaf edilmiştir.

Ben bu yargıdan ciddi ciddi korkmaya başladım. Aslında beyazlardan olduğuma göre mutlaka bir miktar kollarlar beni de, ama yine de belli olmaz, bakarsın içinden çıktığım grubun turnusol kağıdı olduğum için Baskın Hoca gibi davranırlar bana da!

Evet Yargı! Gördüğünüz gibi, size zerre kadar güvenmiyorum. "Allah beni sizlerin eline düşürmesin" demekten fazla diyeceğim birşey kalmadı. Bir de yeni anayasa taslağı önüme geldiğinde, onaylamayacağım gibi bir vehme kapıklmanız yok mu? Vallahi tam komedi! Yok, yok; korku, korku! Korku filmine döndünüz artık.

Neyse, şükür yaş geçti, bu yaştan sonra hapse girebilirim artık. Belim de, bacağım da sakat olduğuna göre, elinizde kalırım, siz de rahat edersiniz, ben de! Hiç olmazsa, daha fazla "adaletten yoksun" kararlarınızı da görmemiş olurum!

Allah size akıl ve fikir versin!

Etiketler:

Çarşamba, Mart 10, 2010

Answer to Soner Çağaptay

Putting Gulen against Ergenekon is fake, a lie.

I do not listen to Gulen, even my head is not covered, I made my education in the netherlands and say here that I vote for AKP because of I really want democracy, because of I accept liberal economics, because I accept all democratic steps of AKP.

We did not forget what dear Merve Kavakci has faced in our country during 1997 and we shame on it. Cagaptay has to know that Turkey is not the same Turkey as in the 1980's or 90's or early 2000's.

In a democratic Turkey should mrs kavakci come back to Turkey and join the election, I appreciate to see her as a member of the Grand National Assembly and I will applaud her with all my heart, especially when I see her as Minister for Education; I will applaud a kurdish lady being Minister of Defense and
I will applaud with all my heart when a Turkish armenian citizen will be our Minister of Internal Affairs and I will be proud of to see a member of the religious group of Ali to be Department of Religious Affairs President.

As living since 1974 in Turkey, I face that there is no danger of Sharia in Turkey, even we the citizen, do not accept to overthrow the democracy which is essentially the aim of the some army officers(generals) and the CHP. Soner Cagaptay has to shame on him, to write this article.

Democracy is putting citizen in the middel; if there was democracy in Turkey there would no houses for the members of The Grand national Assembly, there would no houses for the military generals, no officers clubs, no houses for bureauratic servents which are all made by our taxes. In case ot these there would very healthy houses for our citizens whom we lost with erathquake in Elazig.

So, as a democratic and non covered woman, I believe in AKP and force them step by step for more democracy. But, as a pity, a woman like me cannot trust CHP or the army, regarding democracy!


Birsen Şahin

Etiketler:

Çarşamba, Mart 03, 2010

What's Going On in Turkey? Türkiye'de Neler Oluyor?

Maybe everyone is asking to eachother "what is the problem in Turkey?". I am a Turkish citizen and know very well what's going on. The world has to hear the problem by the citizens themselves.

Someone is saying that AKP is against the military, this is not true. The problem is that the citizens are suppoting AKP to change the Law Constitution because of the one being in validity is made by the military in 1980's. Now, we do want to be governed by this one because it's been approved under arms.

On the otherhand, we the citizens, do not have any problem with our kurdish citizens. Whatever has happened since 1980's, we do not accept and we do support the "democratic expansion".


Türkçesi
Belki herkes kendisine "Türkiyede neler oluyor?" diye bir soru sormakta. Ben bir Türk vatandaşıyım ve neler olmakta olduğunu biliyorum. Dünya bu sorunu bir Türk vatandaşının kendisinden duymak zorunda.

Birileri AKPnin askere karşı olduğunu söylüyor, bu doğru değil. Problem, 1980lerde askerin silah zoruyla yaptırdığı anayasanın değiştirilmesi için vatandaşın AKPyi desteklemesidir.

Diğer taraftan, biz vatandaşların, kürt vatandaşlarımızla hiçbir sorunumuz yoktur. 1980lerden itibaren her ne olduysa, bizler olanları onaylamıyoruz ve "demokratik açılımı" destekliyoruz.

Etiketler:

Cuma, Şubat 26, 2010

Beni Temsil Etmiyorsunuz

Siz beni temsil etmiyorsunuz.

Her ne kadar görsel olarak size benzesem de, siyasete burnumu sokmaya bayılsam da, bahçe işleriyle uğraşmayı sevsem de, tırnaklarımı ojelesem de, saçıma bakım yakıp öyle dışarıya çıksam da, 52 yaşımda hâlâ mini giymeyi sevsem de, denize girsem de, güneşlensem de, sigara ve şarap içmeyi sevsem de, enikliğimden beri çok iyi bir okuyucu olsam da siz beni hiçbir zaman temsil etmediniz.

Ben kürtle de arkadaşlık etmekteyim; temizliğe gelen yardımcımın da bir siyasi görüşü olduğuna ve olması gerektiğine inanmaktayım; boğaz tokluğuna çalışmaya mahkum edilen özel sektördeki işçinin hakkını tekel işçisine yedirmemeye de kararlıyım; okumayıp, cahil bırakılmış komşumun kızlarının kitap okumamasına da bozuk atmaktayım; insanları insanlığına göre değil de, sınıflarına göre değerlendirmeye de karşıyım; velhasıl, sizler beni temsil edemezsiniz bayanlar!..

Ben ısrarla demokrasi isteyenim; Türkiye Cumhuriyeti halklarının eşit koşullarda yaşama hakkını da savunmayı sürdüreceğim; Türk ordusunun bu ülkenin gurur kaynağı olduğunu savunmakla beraber, hâlâ askerimin içindeki çürüklerin ayıklanmasını, ülkemin darbelerden kurtulmasını talep etmekteyim; bir gün kürt bir bayan Milli Savunma Bakanına ram olduğunu görmek istediğim bir ordu arzusundayım; bir gün ermeni bir İçişleri Bakanı görmek istiyorum; bir gün başı örtülü bir Milli Eğitim Bakanı görmek istiyorum; bu ülkede yaşayan herkesin, bu ülkeye emeği geçmiş herkesin eşit koşullarda yaşabileceği, eşit sağlık hizmetinden, eşit eğitim hakkından, eşit siyaset hakkından yararlanacağı bir Türkiye istiyorum.

Ben bir beyaz türküm ve kendi gurubuma ihanet ediyorum. Afiyet olsun efendim!






Etiketler:

Pazar, Şubat 21, 2010

"Adalet" Yargıya Bırakılamayacak Kadar Önemli ve Önceliklidir

Evet, bugün artık adaletin yargıya bırakılamayacak kadar önemli olduğunu teyid etmiş durumdayız. Vatandaşın baktığı zaman gördüğü şey; bu "hukuk" dediğimiz kemalist elitler ağzında A oluyor; demokrat insanlar ağzında Z; Anayasamızda adı geçen "hukuk devleti olduğumuz" koca bir yalana dönmüş oluyor. Çünkü aynı yasada, aynı maddelerle iki farklı hukuk tarifi yapılıyorsa, ortada "guguk" kalmıştır.

Devlet dediğimiz(askeriye, adliye, ilmiye=asker, yargı, üniversiteler) sistem, kurulduğu günden beri kendini garanti altına almış, kendi sayıları gerektiği kadar devlet işletmeleri kurmuş, bol keseden maaşlar dağıtmış, lojmanlar, kamplar inşa etmiş, emirlerine arabalar tahsis etmiş, çocuklarını iyi yerlerde okutmuş, bir kısmına yurt dışında burs temin etmiş; sonra da "aç bıraktığı, boğaz tokluğuna çalışmaya mahkum ettiği halkına dönüp 'bir kitap alıp okumuyorlar, cahil bizim millet, cahil' demiş ve yazık ki, ninelerimize, dedelerimize, ana-babalarımıza bunu da sindire sindire yutturmuş ceberrut bir devlettir.

Bugün isyan edenlerin hepsi, artık lojmanlarını kaybedeceklerini, devlet kasasından bedava ısınamayacaklarını, devlet kasasından araba saltanatı süremeyeceklerini, okuyan ve para kazanan halkının dünyayı gezip görmesiyle, kendisinin ne kadar anakronik kaldığının kompleksini görmekteler.

Bu halk kendi açlığı pahasına çoluğunu çocuğunu okuttu, gerekirse ticaretini kendi yaptı,
dünyaya ihracat yaptı ve çocuğunu dünyanın gelişmiş ülkelerinde okuttu; EYVAH! BİZİM ELİT ZEVAT İPİN UCUNU KAÇIRDI! Ana-babaları cahildi, şimdi bunlar onlardan daha fazla bilgiye sahip, bunları kandırmak mümkün de olmayacak. Yaaaaa, sevgili vatandaşım. İŞTE ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER BURASI!

Amerika'nın baskısıyla "sözde demokrasiye" adım atmış olan İnönü, geç adım attığı için de ABD Menderes'i desteklemiştir. Ancak, o da utanmadan bu milletin gözleri önünde bir darağacında hayatına son verilerek milletin gözü korkutulmuştur.

Ara ara bu kesintilerle geriletilen halk, aç kalma pahasına çoluğunu çocuğunu bu memleketin umudu kabul etmiş, ve elitistlerin korkusu gerçek olmuştur. EYVAH! HAKLARIMIZA SON VERECEKLER! korkusuyla şimdi de yaygara kopartmaktalar. Bu millet Osman Can yetiştirmiştir; Ferhat Sarıkaya, Doğan Öz ve hatta hayatı YARGININ SUSKUN KALDIĞI, GIKINI ÇIKARMADIĞI nice faili meçhullerde milletin vicdanını kanatan nice evlat yetiştirmiştir.


Adalet, simgesini temsil etmek zorundadır. hani şu elinde terazi olan, gözü kapalı figürü. Yazık ki, ANAYASA MAHKEMESİ SON YAPTIRDIĞI ADALET FİGÜRÜYLE BİLE OYNAMIŞ VE FİGÜRÜN GÖZÜNDEKİ BAĞI KALDIRMIŞTIR; YANİ TARAF OLMUŞTUR!

Milletin kendi eliyle görevlendirmedikleri, millet adına görev yaptığını iddia ediyor ve milletten birileri faili meçhuller dosyasına hapsolurken, onlar "burunlarından kıl aldırmama" havasındalar.

Balon patladı efendiler! Havanız "fısssss" diye bir ses çıkartıyor.

Etiketler:

Cuma, Şubat 19, 2010

Teoman, Seninle Gurur Duyuyorum Oğlum

Çarşamba, Şubat 10, 2010

Katili Tanıyoruz


Etiketler:

Perşembe, Şubat 04, 2010

Ayıp!

Osman Durmuş!

Adının yanına ne yazmam gerektiğini bilemiyorum, lugattaki hiçbir kelimeyi adının yanına yakıştıramadım. Sebebi, siyaseti bırakıp, islam aleminin peygamberine yapılan yakıştırman.

Bundan daha büyük feveranım ise bir kadına uygun bulduğun üslup. Siyasetini Emine Erdoğan hanımefendinin başörtüsü üzerinden yapmaya kalkışman. Bir kadının bedeni üzerinden, bir kadının giyim tarzı üzerinden ölçümleme yaparak, olayı siyasi galibeyete taşımaya kalkışman. Türkçede yeterli kelime hazinesi kalmadı mı ki, bir kadının üzerinden siyaset yapma gereği hissettin. Bu kadar mı zıvanadan çıkabilir bir insan? Hem de bir hekim?

Hiç ama him kimse, bir kadın üzerinden kendi kimliğini teyide kalkışmasın. Bu hiç kimsenin haddine değildir. Hele bir erkeğin haddi HİÇ değildir. Kadınlar bunu kendi aralarında çözecektir.

Yazıklar olsun! Hiç yakışmadı bir dönemin bakanlık yapmış hekimine!

Beyler, orası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Orada ne söylerseniz söyleyin siyasete dair, orada nasıl isterseniz öyle bağırışın, hatta kavgayı onaylamamama rağmen, sonunda el sıkışabiliniyorsa, ona dahi bu denli itirazım olmaz; ancak, ASLA ve KAT'A BİR KADIN ÜZERİNDEN SİYASET YAPAMAZSINIZ! AKLINIZDAN BİLE GEÇİRMEYİN

Etiketler:

Gata'da Bir Çarşaflı

Yukarıdaki fotoğrafın üzerine tıklayın ve GATA'da bir Somali'li çarşaflı kadını (16ncı resmi tıkla) hastasını ziyaret esnasında görün. O Somalili; demek bizde sadece kendi vatndaşlarımıza yasak var. Hele bir de kocası Başbakan veya Dışişleri Bakanıysa(aynı hakaretler Sayın Cumhurbaşkanımıza da yapılmıştı Dışişleri bakanlığı döneminde).

Artık kafanızı kuma gömmeyin. Ben bir beyaz Türküm ve dekolteyim. Ancak yapılanları savunamam, çünkü ben hümanistim.

Aynı şekilde kürt vatandaşlarımıza, alevi vatandaşlarımıza, başka bir ülke asıllı herhangi bir Tük yurttaşına yapılan haksızlıkları da midem kaldırmıyor. Kimse aidiyetinden, görüşünden, inançlarından ötürü bu ülkenin ötekisi olamaz. Hepimiz asli unsuruz, kurucu unsuruz. Aksini söylemek kimsenin haddine değil. Bu ülkeyi bizim dedelerimiz kurdu, hep birlikte kurudu. Ayıp yahu!

Kendini aydın zanneden, kılık kıyafette batılı, zihnen doğulu ve faşist, baskıcı, ırkçı kafalardan bıktım, usandım.

Ben kızımın nasıl yaşamak istiyorsa, hayatını öyle idame ettirmesini istiyorum. Çocuklarımın arkadaşlarını karakterine göre seçmesini istiyorum, kılık kıyafetine göre değil. Ve, hepsi bizim çocuklarımız.

Yazın denize giren, güneşlenen, şarabını içen, kitabını okuyan, arada namaz kılan bir emekli olarak olanlara isyan ediyorum. Çok yazık ki, bağıranların da sadece sosyal faşistler olduğunu gözlemliyorum. Kendini sol zanneden biçareler. Oysa Türkiyede hiçbir zaman sol olmadı ki! Solcu olmak bir modaydı sadece ve o bile dünyadan modası geçmiş bir modaydı. İkinci dünya savaşı dönemi Almanya modasıydı. Türkiye hiçbir zaman 1960ların dünyadaki solunu yakalayamadı.

Şimdi yakalayabilmiş bazı solcuları da sözüm ona "yalaka" diye yaftalıyorlar. Yaftalayanlar kimler? Hür teşebbüsten hoşlanmayanlar. Ne sağlar hür teşebbüs? Türkiye'nin dünyaya entegre olmasını, daha çok uluslararası şirketin yatırım yapmasını, daha çok insanın daha iyi koşullarda çalışmasını, daha iyi eğitim almasını vs vs vs, saymakla bitmez.

"Sözde" 1923 zindeliği ne sağlar? Devletin ticaret yapmasını, torpili olanın devlet kapısında iş bulmasını, bulamayanın aç kalmasını, eski usul tarla sürmeyi, ihracat yapamamayı, dolayısıyla birçok özel sektör fabrikasının kapanmasını, yetersiz altyapıyı, yetersiz sanayileşmeyi, sanayinin arpalıklaşmasını...

İşte sizin zindeliğiniz bu, dünyaya at gözlüğüyle bakanlar.

Biz artık dünyaya entegre olmuş, dünyanın heryerine mal satabilen, yurt dışından yabancı yatırımcı çeken, devletin ticaretten elini çektiği, kimsenin torpille bir yerlere gelmek zorunda kalmadığı, devlet işçisinin 1000 tl veya daha fazla maaşla çalışıp, özel sektör işçisinin 500 tlya zor işbulduğu bir memleket istemiyoruz. Daha çok işyeri, daha çok iş, daha iyi eğitim, daha iyi sağlık, daha çok gezmek, daha iyi yaşamak istiyoruz. Ve bunun için de mecburen özel sektörü destekliyoruz. Unutmayın ki, iyi yerleşmiş özel teşebbüs ayakta kalabilmek, varlığını sürdürebilmek adına, malını satabilmek uğruna eşşek gibi herkesin alım gücünü yükseltmek zorunda. Yoksa yaptığı malı alacak kimse bulamaz.

Nereden nereye geldim? Aslında hepsi birbirine bağlı, biri diğerinden ayrı değil. Çünkü benim tek isteğim ceberrut bir sistemi devirip, insan haklarına uygun, gelişmiş, bireyin haklarını devlete karşı koruyabilen bir ülkede yaşamak ve çocuklarımın, torunumun da böyle bir ülkede hayatlarını sürdürebilmesi.

Etiketler:

Cumartesi, Ocak 30, 2010

Geçmiş ve Gelecek


Canlı yayında Kanadoğlu'na ders

Video

İyi ki geleceğimiz donanımlı ve aydınlık ellerde. Teşekkürler Osman Can. Bağrımıza bastık senin gibi evrensel düzeyde bir evladı. Varolasın. Çocuklarımın ve torunumun geleceğinin aydınlık olacağını görebilmenin mutluluğunu yaşadım. Ağzına sağlık.

Kimseyi tehdit etmeden, tamamen teknik bilgilerle eski Türkiye'nin ne denli eksik kalabildiğini ve geleceğin aydınlık akıllarda, evrensel bakan hukukçularda, ülkemizi gelişmiş ülkelerin baz aldığı evrensel hukuk normlarında yaşanacağına ikna ettin. Sen çok yaşa...

Etiketler:

Çarşamba, Ocak 27, 2010

"Allah Allah" Diye Bağırmak

Başbuğ Paşa,

Ne söyledin şimdi? Anlayan beri gelsin. Bir bakıyorum bazıları "TSK karşıtlarına gözdağı verdi" diyor, bazıları" Askerin içindeki cuntacılara gözdağı verdi", kimileri de "Taraf Gazetesine haddini bildirdi" diyor.

Ben mi ne anladım? Hah işte, tam da bunu yapmak istemiştin; herkes kendi anlamak istediğini anlasın!

Taraf Gazetesi'ne had bildirme meraklılarına gelince; yahu, taraf birşey mi uydurdu? Yoksa, eline geçen belgeleri mi yayınladı? Madem gerçek değil, bunu yargı çözsün, biz de rahatlayalım. Ama, her ne hikmetse HSYK gibi hukukçulardan "tık" yok!

Başbuğ paşa, hatırlar mısın bilemem, ben hatırlatıvereyim, bundan yıllar önce emekli askerler televizyonlara çıkıp, "canım, savcıları, hakimleri korkutmak için birkaç bomba patlatıveriyorduk" demişti. Ben de bunu izlemiştim. Şimdi paşa, her ne demek istediysen, beni hiç ilgilendirmediğinden, ben sadede geliyorum ve diyorum ki"Evet, benim Allah Allah diye savaşan askerimden zerre kadar kuşkum yok, hala orası benim Peygamber ocağım, oraya gönderdiğim benim evladım; ancaaaaaak, onu yönetenlerden hesap sorarım ve onlara güvenimi yitirdim. Ben üst kademeye güvenmiyorum, bunların içerisinde benim evladımın eline silah verip, ana-babasına, yavrusuna-yeğenine ateş ettirme emrini verebilecek kadar gözü dönmüşler vardır, bunun ispatı da işte bir zamanlar o televizyonlarda öyle kavuşabilen askerlerdir. Bunları temizle peygamber ocağımızın içinden. Bu benim elimle senin görevin. Haydi paşam, korkmadan yap, arkanda ben varım.

O yumruğu da vurma öyle, canımı sıkıyor. Bu ülkede yumruğu masaya vurmak seçim sandığıyla olur paşa, beldeki silaha güvenerek değil. Kaldı ki, o silah da benim; yirmi yıl üretime katkıda bulunarak o silahı ben koydum beline!

Bakma sen Baykal'ın "görevden alınsın" naralarına, Baykal böyle diyorsa, vardır seni görevden almamakta bir hayır. Ben artık Baykal'ın söylediğinin tam aksini yapmanın bu ülkeye hayırlı olacağına inanmaktayım.

Etiketler:

Fırıldakları Tanıyalım : )

Hatırladın mı oktay Ekşi, sen bir zamanlar "İçimizdeki Alçakları Tanıyalım" diye kocaman bir başlık atmıştın. Ben hiç unutmadım o kocaman başlığı. Neden unutmadım biliyor musun? İnanmıştım...

Aradan yıllar geçti, okudukça bilgilendik, araştırdıkça bulduk, senin "kandırıldık" itiraflarını okuduk. Bugün ellimi geçtim; artık biliyorum ki, attığın başlık yalandı ve sen de bunu bal gibi biliyordun. Bilmediğini iddia etmene inanmıyorum, ama hadi diyelim bilmiyordun. Bugün taraf'ın attığı başlık ne kadar masum kaldı senin attığın başlık yanında, değil mi?

Ey o gün "yaptığınız insafsızlıktır" başlığını atamayan gazeteciler, bugün hangi yüzle feveranınıza inanmamızı bekliyorsunuz ki? Siz kendi meslekdaşlarınızı tekme tokat çukura yuvarlamış, işsiz kalanlara sahip çıkmamış tiplersiniz benim gözümde.

Şimdi utanmadan, sizi karalayanla hesaplaşacağınız yerde, bunu faş eden, hem de sizin gibi değil, sadece liste halinde faş eden arkadaşlarınıza aynı saldırıda bulunuyorsunuz, onlarla mahkemede hesaplaşacağınızı söylüyorsunuz. Siz hiç aynaya bakıyor musunuz?

Bizi balık hafızalı zanneden sizlersiniz, çünkü öyle görmek istiyorsunuz. Böylece istediğiniz gibi oynatabileceğinizi zannediyorsunuz. Kendinizi kandırıyorsunuz. Yemedik efendim, yemedik.

Haydi başka kapıya




İşte böyle tanıdık biz alçakları

"Bundan 10 yıl önce 28 Şubat döneminde 32. Gün programının dümeninde Rıdvan Akar ile ben vardım. Herkes günah çıkartırken o günlerde yaşadığımız o korkunç yalnızlık bir kez daha gözümün önünden geçiyor. Yalnız askerlerin değil gazetecilerin, politikacıların hemen herkesin bize lanetliymişiz gibi baktığı günlerde yaşadıklarımızı unutmak kolay değil.

Henüz Andıç peydahlanmamıştı. Aslında Andıç tüm baskıların zirvesiydi. Bir de öncesi vardı. Dönemin şanlı paşası Özkasnak sürekli Show Tv Genel Müdürü ve yöneticilerini arıyordu. 32. Gün’de ne yapıp ne yapamayacağımız yönünde sürekli uyarılıyorduk. Programı hazırlarken üzerimizdeki baskı o kadar korkunçtu ki bir süre sonra hiçbir konuya el atamaz hale gelmiştik. Güneydoğu ile ilgili herhangi bir haber yapmamız askerler tarafından alenen yasaklanmıştı. Erbakan veya islam alemi ile ilgili ancak küfür kıyamet yayınlara izin vardı ki biz zaten o sularda dolaşmıyorduk. Yani o da yasaktı. Siyaset yasaktı. Ekonomi yasaktı. En son Susurluk süreci ile ilgili Hanefi Avcı canlı yayına çıkmıştı ve askerleri rahatsız etmişti o da yasaktı. Bir süre sonra hiçbir şey yapamayacak duruma geldik.

Sonra Bomba, yani Andıç patladı.

Andıç’ın patladığı günün ertesinde 32. Gün yayını vardı. Programı Ankara’da meclisten canlı yapacaktık. Tüm konuklar tek tek arayıp programa katılmayacaklarını bildirmeye başladılar. Hepsini tek tek arayıp durumu anlatıp katılmalarını rica ettik.Bir kısmı katıldı bir kısmı korktu vazgeçti. Yerine yenilerini bulduk. Biz yayını yaptık zor bela ama Sabah yönetimi hoyratça Birand’ı kovdu. Hürriyet’de ise Oktay Ekşi’nin o meşhur “İÇİMİZDEKİ ALÇAKLARI TANIYALIM” başyazısı yayınlanıyordu. Yıllar sonra kerhen özür dilediğinde bile unutulmayacak kadar ALÇAKÇAYDI Basın Konseyi Başkanının o günlere dair sicili.

Sonunda programa katılacak adam bulamamaya başladık. Yapabileceğimiz konu da yoktu. İşte o sırada 32. Gün’ü üniversitelere götürmeye karar verdik. Biz belki soru soramıyorduk ama pekiala öğrenciler soru sorabilirdi. Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk kez bu programda yıldızı parladı. Hülya Avşar’ın hala unutulmayan “Eşeklik baki kalır...” sözleri bu programdaydı.

Ama buna da tahammül yoktu birilerinin.

ODTÜ’de yaptığımız bir canlı yayın öncesi askrelerin a’sının geçeceği bir soru sorulursa programı ortasından kesip bitirileceği haberi geldi. O 32. Gün’ü Show Tv’nin sahibi Erol Aksoy ve Genel Müdürü Murat Saygı kanalın ana reji odasında seyrediyorlardı. Bir soru gelirse o anda programı keseceklerdi. Kazasız belasız bir kaç program daha yaptık üniversiteleri gezdik. Yaratılan hava o kadar korkunçtu ki Samsun’da 19 mayıs üniversitesinde olaylar çıktı. Cam çerçeve indi.

Mecburen erkenden yaz tatiline yollandık. Geri gelmeyeceğimizi kanala bir daha hiç dönmeyeceğimizi biliyorduk.

Gazetecilik adına korkunç bir dönemdi.

Bugün Birnad birilerinden özür bekliyor, hiç beklemesin.

Birkaç özür ile geçiştirilecek bir dönem değildi. Bazen kırgınlıkların unutulmaması iyidir. Tıpkı Birand’ın Hulki Cevizoğlu’na verdiği o okkalı cevapta olduğu gibi...

Cüneyt Özdemir "

Etiketler:

Perşembe, Aralık 17, 2009

Ötekileşen Kürtlere Çağrı

Ahmet Türk, duy sesimi!
Ve, senin şahsında bütün kürt kardeşlerim duysun sesimi.

Ben batılıyım; hani şu beyaz türk dediklerinden. İtiraf edeyim, tipik türk zihniyetiyle büyütüldüm. Hani alevilere atılan "mum söndü" iftirasıyla, kürtlere hitaben "en iyi kürt ölü kürttür" bakışı ve düşüncesiyle.

Hiç aklıma gelmedi otuzlu yaşlarıma kadar annemin uzaktan yeğenlerinin kürt olduğu, ailemde bir sürü kürtlerle evlilik olduğu. Öz teyzemin bit kürtle evli olduğu, öz be öz yeğenlerimin kürt kızı oldukları. Çünkü, onlar bile bize benzemişti.

Bugün 51 yaşımdayım. Yıllaaaar oldu, ben bunların iftira olduğunu öğreneli. Eh, mürekkep yalamışız az çok, iyidir okumayla aram ve boşa geçirmedim ömrümü.

Senin benden eksiğin yok; ben ne kadar insansam, sen de o kadar insansın; ben ne kadar kadınsam, sen de o kadar kadınsın; evlat edindiğim iki yeğenim benim için ne denli evlatsa, senin doğurdukların da o kadar evlat.

Ben DTP'nin kapatılmasını onaylamadım; AYM yerine "Babayasa mahkemesi istiyorum" diye defalarca bu blogta yazdım. Hele hele yasaklanan milletvekillerini duyunca, ani yüksek ateşten vücudumda iki tane çok büyük çıban çıktı.

Gördüğün gibi kürt kardeşim, ben de senin kadar şaşkınım, ben de senin kadar üzgünüm. Ne olur benim evlatlarımı öldürme, çünkü yazlık komşumun iki çocuğundan büyük olanı bana benzediği için ona çok düşkünüm ve o bir kürt kızı, ben ona kıyamam. SEN DE BENİM EVLATLARIMA KIYMA.

Meclise dönün milletvekilleri. Biz eşşek gibi sizinle yaşamayı öğreneceğiz. Dönerseniz; sorunlarımızı çözdükçe, ikimiz de özgürce fikirlerimizi söyleyebileceğiz; sorunlarımızı çözdükçe, ikimiz de doktor muayenehanesine uğramadan ameliyat olmak için uğraş vereceğiz; sorunlarımızı çözdükçe, ikimiz de asgari yaşam standardı için birlikte yürüyeceğiz; sorunlarımızı çözdükçe, ikimiz de eğitimde eşitlik için savaşacağız; sorunlarımızı çözdükçe, ikimiz de doğru dürüst okullar için çabalayacağız; sorunlarımızı çözdükçe, çocuklarımızız için daha iyi bir yaşam savaşı vereceğiz.

Ya savaşırsak, birbirimizi öldürürsek, sen benim çocuklarımı vurursan, veya benim çocuklarım seninkileri vurursa, bayram mı edeceğiz?

Haydi kürt milletvekilleri, dönün meclise. Biz sizi orada görmek istiyoruz.

Yazık olmasın bana; yazık olmasın sana. Ağlayamayalım yavrularımıza.

Kürt milletvekilleri, dönün meclise. Size ihtiyacımız var. Biz bu demokratikleşmeyi siz olmadan başaramayız. Bu, birlikte başaracağımız bir iş. Ak Parti bunu tek taraflı yapamaz, yapacağı ancak birilerinin istediği kadar olur. Haydi gel, başaralım artık. Yeter 25 yıl binlerce ölü.

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 14, 2009

Ak Parti Ne Zaman Kapatılacak?

Sade vatandaş nasıl mantık yürütür?

-Ahmet Türk, okuma alışkanlığı olanlar bilir, iyi bir entelektüeldir. Onun haklılık ve/veya
haksızlığına bakmadan, bir beyaz türk olarak bendeniz asla dilinin rahatsız edici olduğunu
düşünmedim. Kaldı ki, iyi bir okuyucu olarak biliriz kürtlere bizzimkilerin nasıl davranmış
olduğunu. Ve, ben şahsen, bütün kürt kardeşlerimden, adımıza yapılmış bu linçten
dolayı binlerce defa özür dilerim, bir insan olarak. İşte bu minvalde sayın Türk'ü
değerlendirdiğimde, anlıyorum ki, Türk gibi bir insan ancak gerçekten iki halkın birlikte
barışa ulaşmasını talep etmekteydi, her ne kadar henüz acı çekmiş bir kuşak olarak bunu çok
tarafsız dile getirmemiş olsa da. Yani, güvercin kanadı.

-Aysel Tuğluk, ne zaman dinlediysem, kelimelerini hep özenle seçmeye itibar etti. Taleplerini dile
getirirken, çok defa yutkundu, biz beyazları incitmemek adına. Buna birçok defa şahit oldum.

-Emine Ayna konuştuğu dil itibariyle, biz beyaz türklere göre PKK yanlısıydı. Tek cümleyle:
şahin dediğimiz kanat. Dağa çıkmaya ışık yakan, bir taraftan dağı işaret eden bir yaklaşım.

Yani, bizim devlet ne istiyormuş? Bölücülerin, dağı işaret edenlerin kürtlerin liderliğini
yapmasını!

Eh, diyecek pek birşey kalmadı zaten...

Ancak, her ne kadar AK parti taşın altına elini sokup, DTP'yi göz göre göre gelen bu kapatmadan kurtaramadıysa da, yine de hala yapabileceği iyi bir şey var: Kapatılan DTPyi siyasete kazandırmak!

Aksi takdirde, adım adım kapatmaya yaklaşıyor gibime geliyor.

Ergenekoncular işbaşında!

İşte bu da benim gibi emekli bir teyzenin anladıkları.

Etiketler:

Cumartesi, Kasım 21, 2009

Başbakan'a Sitem

Ben sana oy verdim Başbakan. Senin gül yüzün, fidan boyun için vermedim bu oyu. Sana inandım, sana güvendim; beni savunacağına inandım, ülkemi askeri cumhuriyetten kurtaracağına güvendim. Cumhurbaşkanına senden de fazla güvendim; halkın kendi başını kendisinin temsil etmesine yürekten inandım. Cumhurun başı, cumhurun hislerine tercüman olur, diye düşündüm.

Beni hayal kırıklığına uğratma başbakan! Buna hakkın yok. Çok fazla muktedir olmadığını ben de biliyorum. Ancak, sen bana birşey söyledin ekranlardan: Biz iki gömleğimizi kuşandık da öyle çıktık bu yola.

Ben o iki gömleğin ne olduğunu bilenlerdenim. Ben senin o sözlerine inandım ve inancımı yitirmek istemiyorum Başbakan Erdoğan.


Son ortaya dökülen "Kafes" adlı planın bizim ülkemizde ilk defa yayınlanan, ele alınan plan olduğunu hiç mi hiç zannetmiyor ve kimin tarafından düzenlendiğinden kuşku duymuyorum. Bu kadar ağır ithamlar altında bir Genel Kurmay Başkanı ve tüm ekibi istifa etmeliydi. Ne yazık ki, benim ülkemde ne siyasette, ne bürokraside böyle bir gelenek yok.

O zaman sen benim adıma bu rütbedekileri görevden almalıydın BAŞBAKAN! Beni korumasız bırakmaya hakkın yok; ben seni beni korumasız bırakasın diye oturtmadım Başbakanlık koltuğuna.

Ben orduma güvenimi yitirdim. Bu güven yitiriş benim için birkaç yıl önce başladı. Askerin, benim gibi emekli bir teyzenin sadece soru sorması karşısında silahını doğrultması ve beni azarlamaya cüret edebilmesi, benim kanımı dondurdu. Çünkü o güne dek ben askerimin benim koruyucum olduğunu zannedecek kadar salak yetişmiştim. Benim sormaya çalıştığım soru karşısında bana bunu yapan asker, başkalarına ne yapmazdı?

Bugünkü durumu da değerlendirdiğimde, ki, ben bugünü daha 2007'de gördüm ve askerin o zamanlar ikiye bölündüğünü ve Büyükanıtın baskı altında olduğunu dile getirdim; askerin içinin çıfıt çarşısı gibi kaynamakta olduğunu görüyor ve bundan hiç hoşnut kalmıyorum.

Böyle ortalara dökülen ordunun başının ve yardımcılarının tamamının istifa etmesi gerektiğine inanıyorum. Gördüğüm kadarıyla ya Genel kurmay Başkanı kurumuna hakim değil, ya da balık baştan kokmuş. Bu durumda olan bir ordu, Allah esirgesin, bir savaş durumunda beni nasıl koruyacak?

Ben korkuyorum Başbakan. Korktuğum için de sana sesleniyorum, çünkü hala seni görevlendirdiğişm yerdesin; beni korkularımdan arındır. "Kafes" planını hazırlayanları yargıya taşımayan Genel Kurmay Başkanına sahip çıkacağın yerde, bana sahip çık, çünkü seni oraya ben oturttum. Taraf gazetesinin yaptığı yayınların soruşturmasını yapacağı yerde, benim askerim taraf gazetesi hakkında dava açıyorsa, ben nereden haber alacağım? Bu konuları konuşmayan medya mı benim yolumu aydınlatacak? O medya mı benim sana oy vermemi sağlayacak?

Yapma Başbakan; beni korkutma...


Etiketler:

Çarşamba, Kasım 18, 2009

Onur Öymen Hakkında Bir Canlı Şahit

Başlığı tıklayın



18 Kasım tarihli Hürriyet/Hadi Uluengin yazısı

Başka söze ne hacet : )

Söylüyorduk da inanılmıyordu; sakalımız yok ki yahoooo

Bir de burayı izleyin

Etiketler:

Seninle gurur duyuyorum

kalbim seninle

Edith Piaf - La Vie En Rose
by bigproblem11