“Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin.. Çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir... Afrika atasozu

Cumartesi, Şubat 27, 2010

28 Şubat 1000 Yıl Süremez







“28 Şubat 1000 yıl süremez” mi diyorsunuz: Kaldırın başörtüsü yasaklarını!

28 Şubat 1997’de sivil siyasete inen darbe ile başını örten kadınlara devletin alanı olarak ilan edilen kamusal alanın kapıları sımsıkı kapatıldı. Bir sürek avı ile bu kadınların askeriyede, bürokraside ya da herhangi bir resmi karar makamında olan aile fertleri tespit edilip türlü şekilde cezalandırıldı. Başörtüsü yasağını hukuk dışı bir uygulama olarak gören hâkimler, savcılar sürgün edildi ya da görevlerinden ihraç edildi. Sadece başa örtülen örtüyü değil, onun yerine ikame edilen şapkaları ve ideolojik olduğu iddia edilen perukları dahi yasaklayan uygulama doğrudan başları örtülü kadınları, dolaylı olarak da onların aile üyelerini ve toplumu hedef aldı. Ayrımcılığa maruz kalan pek çok kesime başlarını örten kadınlar da eklendi.

1997’nin üzerinden 13 yıl geçti…

Üniversitelerde öğrenciler ve devlet dairelerinde memurlar üzerinden devlet eliyle uygulanmaya başlanan yasak 13 yıl içinde toplumsal her alana nüfuz etti. Bugün artık başları örtülü kadınlar kendi ilçelerindeki belediyelerin meclislerine dahi kabul edilmiyorlar. Ülke çapında temsiliyet hakkı şöyle dursun, sokaklarındaki çöp sorunu üzerine bile söz söyleyemeyecek hale getirildiler. Türkiye, kadınlarının 1934 yılında seçimlere katılma hakkına sahip olduğuyla övünen bir ülke. Buna rağmen ülkedeki kadın nüfusunun %62’sini oluşturan başları örtülü kadınlar bugün 2010 yılında seçilme hakkından tamamen mahrum bırakılıyorlar. Özgür olduğu iddia edilen seçimlerin hiçbir aşamasında görev alamıyorlar, sandık gözetmeni dahi olamıyorlar. Üniversite eğitimi almak bir yana, devletin dikiş-nakış kursunda dahi başlarını açmaya zorlanıyorlar. Yasağı uygulamayı kendine vazife edinen kişilerin kraldan çok kralcı tutumuyla, mahkemelerden, belediye binalarından, lokantalardan, otellerden, misafirhanelerden, apartman yönetiminden ve hatta herhangi bir çay bahçesinden dahi başları örtülü olduğu gerekçesi ile dışarı çıkartılabiliyorlar, girişleri engellenebiliyor. Bu ayrımcı uygulamaları şikâyet edecekleri, haklarını talep edecekleri resmi makamların kapıları da aynı yasak sebebiyle kapalı...

Türkiye tarihindeki darbelerin kınandığı, darbe planlarının yargılandığı bu günlerde 28 Şubat post-modern darbesinin son tortusu olan EMASYA protokolü kaldırıldı. Fakat 28 Şubat’ın temel taşlarından olan “başörtü yasağı” hala orta yerde duruyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, “28 Şubat’ın etkisi 1000 yıl sürecek” demişti.

13 yıl gitti, geriye 987 yıl kaldı...

987 yıl boyunca bu ayrımcılığın sona ermesini ve adaletin sağlanmasını beklemek yerine, adalet talebimizi bugün, şimdi, burada, ertelemeden ve başka herhangi bir sorunun çözülmesine tahvil etmeden dile getiriyoruz. 28 Şubat’ın en koyu tortusu, halen başlarını örtmeyi seçen kadınların üzerindedir. Bu karabasana dönen tortunun 1000 yıl sürmemesi için, başörtüsüyle ilgili bütün yasaklar kaldırılmalıdır.

Aşağıda imzası bulunan kurum ve kişiler olarak bizler darbeler tarihi ile yüzleşme inisiyatifinin toplumun çeşitli kesimleri tarafından ortaya konduğu ve darbe planlayanların yargılandığı bu süreçte 28 Şubat’ın temel taşı olan bu vahim yasağın ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz. Bizler “bu ülkede kadınların kıyafetleri yüzünden aşağılanmasını, haklarının gasp edilmesini, tacize uğramalarını istemiyoruz” diyen herkesi bu vahim yasağa karşı sesini yükseltmeye ve ‘ama’sız bir mücadeleye çağırıyoruz. Hükümeti de bu vahim yasağı hayatın her alanından kaldırması için derhal göreve davet ediyoruz. Zira yarın “denedik ama olmadı” sözünün mağdurlar indinde hiçbir değeri olmayacaktır.

Başörtülü kadınların sabırla yaşayacağı 987 yılı daha yok!

Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER)

Etiketler:

Çarşamba, Şubat 24, 2010

Tekrar Denemeyin!

DARBEYE DİRENME TAAHHÜDÜ!

DARBEYE DİRENME TAAHHÜDÜ!

Genç Siviller, cuma günü beklenen bir müdahaleye

karşı şimdiden açıkça ilan ediyor: DİRENECEĞİZ!

Genç Siviller olarak, “son

zamanlarda yaşananlar”

hakkında dün akşam “Ciddi

Durum Zirvesi” yaptık ve

kararımızı verdik. Borsayı

düşünerek cuma gününü

beklemekte olanlar kadar

incelik gösteremedik, şimdiden

yayınlıyoruz. Daha önce de

bunu taahhüt etmiştik.

Gazoz kapağı açmak kadar

kolay görüyorsunuz bunu

yapmayı, ama bizden size

tavsiye: TEKRAR DENEMEYİN!

DİRENME TAAHHÜDÜ

Bugüne kadar Türkiye’de beş

darbe oldu, başbakanlar asıldı,


binlerce kişi işkencelerden

geçirildi, Meclis kapatıldı.


Halk Sustu.

Askerler onlarca muhtıra

yayınladı, demokrasi ayaklar

altına alındı.


Halk sustu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde

adaylar tehdit edildi, Meclis

basıldı.


Halk Sustu.

Yargı elitleri, verdikleri

kararlarla hukuku yerle bir

etti.


Halk Sustu.

Ama artık herkes bilsin ki eski

suskun halk değiliz.


Artık bu gidişata el koyuyoruz.

Aşağıda imzası olan bizler,

modern/postmodern/geceyarısı

muhtırası biçiminde

her türlü darbe girişimine,

muhtıralara karşı

demokrasimizi korumak için

her türlü demokratik, meşru

hakkımızı sonuna kadar

kullanarak

direneceğimizi şimdiden açıkça

ilan ediyoruz.

Darbeye Karşı Direnme

Taahhüdünü imzalamak için

www.gencsiviller.net bilgi@gencsiviller.net

Etiketler:

Pazartesi, Şubat 22, 2010

ÇOCUKLARIMIZA DOKUNMA YARGI!



DANIŞTAY AT!



DARBECİ BARO TUT!



GENÇ SİVİLLER KALEDE!




Genç Siviller’in avukatı Mücteba Kılıç, İstanbul Barosu'nun başvurusu üzerine üniversitelere girişlerde eşitsizlik yaratan katsayıyı kaldıran YÖK'ün yürütmesini durdurma kararından ötürü, Danıştay Başkanı Mustafa Birden başta olmak üzere tüm daire başkanlarına ihtar çekti. Dairenin anayasanın eşitlik ilkesine aykırı hareket ettiği belirtilen ve “Yüce Divan” yargılaması için girişimde bulunulacağı ifade edilen dilekçe ile ilgili olarak Danıştay, dilekçeyi yazan Genç Siviller’in avukatı Mücteba Kılıç’ı İstanbul Barosu'na şikayet etti.


İstanbul Barosu hemen harekete geçerek, Genç Siviller’in avukatı Mücteba Kılıç’ın savunmasını istedi. Av. Mücteba Kılıç, bugün saat 11.00’de İstanbul Barosu’na giderek savunma verecek.


Danıştay şikayetinde, “Gönderilen ihtarname başlıklı yazıda; yargılama sürecini etkilemeye, hatta Danıştay meslek mensuplarını uyarmaya yönelik ifadelere yer verildiği görülmekte olup, sözü edilen yazının 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda düzenlenmiş bulunan avukatlık hizmeti ve vekalet sözleşmesinin kapsamı ve sınırları içerisinde değerlendirilmesi mümkün değildir” dedi, yani açık açık meslekten menle korkuttu. Oysa biz biliyoruz ki, Genelkurmay 2. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanlığı’nın 21.08.2009 tarihli yazısıyla Genelkurmay istihbarat Başkanlığı’na sonuç ve değerlendirme raporu hazırlanmıştı. Hiç de taraf olmadığı halde Genelkurmay davayı takibe almıştı. Ama Genelkurmay’ın müdahalesinden Danıştay tabi hiç de rahatsız olmadı, Genç Siviller’in ihtarnamesinden rahatsız oldu!


Hukuk sistemini lunaparka çevirenler yine oyunlarına başladı. Danıştay attı, Darbeci Baro da tuttu. Kalede ise Genç Siviller var!


Bizler de avukatımız Mücteba Kılıç’a destek olmak için İstanbul Barosu önünde baraj kuruyoruz! Bu golü attırmayacağız!



TARİH: 22 Şubat Pazartesi (Bugün) – 11.00


YER: İstanbul Barosu Önü – Taksim


İLETİŞİM: 0212.2518949 – 0532.2271023


www.gencsiviller.net - bilgi@gencsiviller.net

Etiketler:

Perşembe, Şubat 11, 2010

İpekçi, Mumcu, Öz ve Dink ailelerinden ortak çağrı: Cinayetlerin ardındaki yapıyı ortaya çıkarın






Ölen sağcıların aileleri nerede? Onları da bekliyoruz. Ölüm hep aynıdır, ölümün siyaseti olmaz!

Etiketler:

Cumartesi, Ocak 16, 2010

İstanbul 2010


Etiketler:

Pazartesi, Ocak 04, 2010

Kozmik Odaya En Yakın Sivil Eylem


Genç sivillerin de katılımcılarından olduğu Darbeye Karşı 70 Milyon Adım koalisyonu üyeleri Kozmik Odaya 50 metre kadar yaklaştı ve Hakim Kadir Kayan'a destek verdi.



HAKİME DOKUNMA - HAKİMİN PEŞİNİ BIRAK - SESSİZ OL! HAKİM ÇALIŞIYOR


Bundan 31 yıl önce ülkenin darbe ortamına sürüklendiğini anlayan Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz, darbenin izini sürmüş, yolu bu kapıya çıkmış, açmak için zorlamış ancak açamadan bir cinayete kurban gitmişti.


Doğan Öz öldürülmeseydi, sırlar ve suçlar odasına girebilseydi 12 Eylül darbesi muhtemelen yapılamayacaktı.


Ancak ne yazık ki bu cesur savcı öldürüldü. Katili yakalandı. Dört kez suçlu bulundu, karar dört kez bozuldu ve serbest bırakıldı.


NATO’nun kurdurduğu bu yapının kapısını bir daha tıklatmaya cesaret eden olmadı.


Taa ki bugüne kadar. Bugün, bir hakim bu kapıyı zorladı ve açtı.


Biz Hakim Kadir Kayan’ın 31 yıldır bekliyorduk.


Yaşadığımız bu tarihi günlerin farkında olanlar olarak buradan sesleniyoruz.


Hakimin peşine aşçı, şoför, marangoz takanlar.. Hakimin peşini bırakın!


Tehdit mesajlarıyla, tacizlerle gözünü korkutmaya çalışanlar. Hakime dokundurmayız!


İçeride kendilerinin ya da dostlarının isimleri yazılı olan köşe yazarları, eski ve yeni genel yayın yönetmenleri. Sessiz olun, hakim çalışıyor!


Darbelerden, halka rağmen halk için politikalarından, sansasyonel cinayetlerden, kaos planlarından, yer altından çıkan silahlardan bıkan, artık yeter diyen herkesi Hakim Kadir Kayan’a sahip çıkmaya, destek vermeye çağırıyoruz.


70 Milyon Adım Koalisyonu

Etiketler:

Pazartesi, Aralık 07, 2009

DTP KAPATILAMAZ

Linki veya başlığı tıklayın, imza kampanyasına katılın.

burada

Etiketler:

Cumartesi, Haziran 21, 2008

Tebrikler Genç Siviller ve Bütün Katılımcılar










Etiketler:

Salı, Haziran 17, 2008

YASAKSIZ, KOŞULSUZ DEMOKRASİ, SİVİL VE DEMOKRATİK ANAYASA

Anayasa Mahkemesi’nin üniversitelerdeki türban/başörtüsü yasağını kaldıran düzenlemeyi “esastan” bozarak iptal etmesi, uzun süredir ciddi bir tıkanma yaşayan sistemin demokratik bir reformasyona tabi tutulmasını, daha fazla kaçınılamaz bir zorunluluk haline getirmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı, sistemin, kamuoyunun demokrasi istem ve beklentilerine verdiği “ültimatom” içeriğinde bir “mesaj” niteliğindedir. Bu nedenle sorunu tek başına “türban sorunu” olarak görmek ciddi bir yanılgıdır. Sorun, sistemin, değişim-dönüşüm ihtiyacına karşı sistemin gösterdiği muhafazakar, statükocu bir dirençle karşı karşıya olmamızdır…

“Derin” çetelerle bağlantıları açığa çıkmış “kaos çıkarma” amaçlı provokasyonlar, Kürt sorununda çözümsüzlük ve inkar zihniyetinde ısrar, Alevilerin ve bir bütün olarak kamuoyunun demokratik istem ve beklentilerinin görmezden gelinmesi, toplumun yapay “laik-anti-laik” kutuplara bölünmek istenmesi ve milliyetçilik; “belirli” güç odaklarının özlemi içerisinde oldukları Türkiye tablosu hakkında yeterince fikir vermektedir.

Buna karşılık AKP hükümeti, adeta “can derdine” düşmüş bir parti görünümü içerisindedir. Kendisini “derin” güçlere beğendirmek pahasına, Kürt sorununda yeni bir şiddet ve çatışma döneminin başlamasına neden olan politikaların ve Türkiye’nin hiçbir temel sorununu çözme iradesi gösterememenin vebali altındadır.

Peş peşe gelen yargı muhtıralarının ardından Anayasa Mahkemesi’nin kararı, büyük çoğunlukla iktidarda bulunan hükümeti de, meclisi de bir “görüntü” haline getirmiş, aslında sistemin temel sorunu olan demokratikleşme ve statükoculukta ısrar probleminin olanca açıklığıyla ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sorunun “laikliğin korunması” olduğuna inanmıyoruz. Çünkü bizler çok iyi biliyoruz ki, “tehlikede” olduğuna inanmamız istenen ve bunun için ülke ve toplumun karşıtlaşması, kutuplaşması sağlanmak istenen bir “laiklik” sorunu gerçekte yoktur. Çünkü Türkiye’deki sistem laik değildir. Alevilerin varlığının dahi tanınmadığı, istemlerinin görmezden gelindiği, Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle insanlarımızın inançlarının “kumanda” edilmek istendiği bir sisteme gerçek manada “laik” denemez. Çünkü laiklik; yasalarla güvence altına alınmış bir düşünce, inanç ve vicdan özgürlüğünden, devletin bütün inançlara eşit mesafede olmasından ve kimsenin inanç ve ibadetine müdahale edilmemesinden ayrı düşünülemez.

Yıllarca toplumumuzu inançları, etnik ve kültürel değerleriyle birbirine “karşıt” hale getirenlerin, birbirine karşı konumlandıranların, bu yöndeki hesap ve beklentilerini bozmak zorundayız. Çünkü söz konusu olan ortak geleceğimizdir

Yasaklardan, “ama”lardan arındırılmış sivil-demokratik bir anayasa, Kürt sorunu başta olmak üzere ülkemizin temel sorunlarının çözümünün güvencesi olacak, din ve vicdan özgürlüğünü ve diğer temel hak ve özgürlükleri sistemin varlık gerekçesi haline getirecek, gerçek bir laiklik ve demokrasi düzeyine ulaşmamızın önünü açacaktır.

Bizler aşağıda imzası bulunan hayatın çeşitli alanlarından Alevi yurttaşlar olarak, rejimin, varlığını ve misyonunu “tartışılır” hale getirdiği TBMM’den bir an dahi zaman yitirmeden bir sivil-demokratik anayasa girişimi başlatmasını, bir “kurucu meclis” gibi çalışarak kamuoyunun desteğini arkasında bulacağı bir demokrasi seferberliğine öncülük etmesini istiyoruz.

Tarih ve kamu vicdanı karşısında “suçlu” olmamak için…17 Haziran 2008

Nesimi ADAY, şair-yazar
Sinan AKÇİÇEK, yönetmen
Nilüfer AKBAL, sanatçı
Hüseyin AYRILMAZ, sendikacı
Ali BARAN, sanatçı
Barlas BEYAZTAŞ, gazeteci
Mehmet BİDAV, proje danışmanı
Emirali ÇELEBİ, DTP PM Üyesi
İlhan DÖĞÜŞ, Yüzleşme Derneği Gn. Sekreteri
Serdar ERDOĞAN, Ziraat Mühendisi
Haydar IŞIK, yazar
Umur HOZATLI, yazar-yönetmen
Deniz KARAKAŞ, eğitmen
Doğan MUNZUROĞLU, yazar
Hasan SAĞLAM, sanatçı
Cafer SOLGUN, Yüzleşme Derneği Başkanı-yazar
Cemal TAŞ, araştırmacı-yazar
Ferhat TUNÇ, sanatçı-yazar
Handan ÜNAL, öğrenci

Etiketler:

Nuray Canan Bezirgan'a Destek




Senin düşmanın değilim. Seninle aynı toprak parçasının vatandaşıyım ve ortak müşterekler bulup, yaşamak zorundayım.
Seni destekliyorum kızım. Atatürk'ü sevmeme özgürlüğün var. Humeyni'yi seviyorsan da bu beni ilgilendirmiyor. İnsanların kimi sevip, kimi sevmeyeceği Devletin evvanterinde kayıtlı olamayacağı gibi, kimsenin senin duygularına da tahakkümde bulunmaya hakkı yoktur. Senin gibi görünmüyorum, hatta oldukça farklıyım. Ancak, biliyorum ki, senin bireysel haklarını korumak benim görevim, tıpkı benim bireysel haklarımı korumak da senin görevin olduğu gibi.

Ayrıca, dövülerek çocuğunu düşürmüş olman, bizim adımıza utanç verici ve yapanları kınıyorum.

Etiketler:

Cumartesi, Haziran 14, 2008

Mehmet Bal'a Destek

Yoruma gerek duymuyorum

Vicdani red bir bireysel haktır

Etiketler:

Seninle gurur duyuyorum

kalbim seninle

Edith Piaf - La Vie En Rose
by bigproblem11