“Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin.. Çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir... Afrika atasozu

Salı, Nisan 21, 2009

Umur Talu, Ağzına Sağlık!

Kızlar okusun ama hepsi değil!

Vardır mutlaka bu konuda da tuttuğunuz bir taraf... Ama bir dinleyin. Şöyle bir durum var memlekette. Hesapta, herkes kızlar okusun istiyor. Fakat hakikatte durum bu kızlar okusun, ama o kızlar değil haline geliyor.

Çağdaş Yaşam, Kardelenler... kızları okutmak istiyor. Fakat karşı taraf tarafından neyle suçlanıyor: "Nedense hep Kürt kızların okutulması... okuttuğu kızlardan bazılarının PKK'ya katılmış olması... Yabancı fon ve vakıflarla temas"... Oysa okuyamamış, okutulmamış Kürt (ya da Türk) kızların köleleştirilebilmesini, 12 yaşında tarım işçileri olarak toplu halde otobüslerle ölüme gömülmesini, yoksulluğun tozu dumanına çok çok ölü veya diri bebeler doğurmasını, zoraki evlilikler, saklı tacizlerle intiharlara sürüklenmesini büyük dert etmek gerekmiyor!

Öte yanda, kimi "çağdaş" da kızların okumasını istiyor ama bütün kızların okumasını istemiyor. Kızın başının örtülü olmasını, bazen anasının örtülü olmasını dahi, kızın okumaması için laikliğin beş şartından biri görüyor. Ona burs haram, üniversite haram, kamusal alan haram! Oysa başı örtülü ya da açık, okuyan her kızın, siyasi düşüncesi ne olursa olsun, öncelikle "kişisel irade ve bağımsızlık, farklı düşüncelere de açık olabilmek" ihtimalini yüksek tuttuğunu kimse bilmek istemiyor.Esasında pek kimse, çok bağımsız düşünebilen, cemiyet ve cemaate eleştirel mesafeli durabilen pek kız da istemiyor; erkek de.

"Çağdaşlar" ın örtü ayrımının öteki yüzü, kendini kimi cemaatçiliğin "kız okutma" seferberliğinde buluyor.Çünkü o zihniyette de birçokları, bu kez, berikinin "okutmama şartı" gördüğünü, "okutma veya burs şartı" sayıyor.

Sonra her taraftan, özellikle kadınlar yakınıyor: Siyasette kadının yeri ne kadar küçük, Meclis'te ne kadar az kadın var, hükümette kaç kadın var, Genelkurmay brifingine çağrılı gazeteciler arasında kaç kadın var ki! Biliyorum, siz de bir tarafsınız ama kendinize bir sorun: Kızları okutmak için seferber olanların dahi bazı kızları okutmamak için de seferber olabildiği bir ülkede...Günahların sadece erkekler tarafından değil, kadınlarca bile, "öteki" kızların, kadınların üstüne yıkıldığı bir ülkede...Kafasının, yüreğinin içindekinden de özlemleri ve yeteneklerinden de ziyade, başının açık veya kapalı olmasının bir kızın hayatını belirlediği, bazen tehdit ettiği, bazen kararttığı, iradesini çiğnediği, laik veya dini yasaklarla kısıtlandığı bir ülkede...Çok sayıda okumuş kadının dahi evde veya işte erkek tahakkümünü kıramadığı; okumamış, az okul görmüş, yoksulluğa ve evin idamesine sıkışmış milyonlarca kadın ve genç kızın ise, gönüllü veya zorla bin bir tahakküm altında bir hayatı kabullendiği bir ülkede... Ne bekliyordunuz ki!

"Yan tahsilimiz" de önemli bir kavram vardı: Karşıtların birliği, diye.Türkiye'de genç kızların, kadınların başındaki en önemli felaket, karşıtların çatışmasından ziyade, bizzat birçok kadının da daha keskinleştirdiği biçimde, karşıtların birliğidir.
Karşıtlar; özellikle kadınlar üstünden ayrımcılıkta, karşı taraf gibi dururken dahi, kızlara, kadınlara sahip çıkarken dahi; esasında aynı "dayatmacı, itip kakmacı, aşağılamacı" taraf haline gelirler.

Ah bir çözebilsek şu sırrı: Esasında; dayatma, ayrımcılık, küçük ve hakir görme, insandan saymama, iradesini çiğneme bakımından çok meselede bazı karşıtlar bir ve aynıdır! Çünkü çoğunun anladığı cumhuriyet esasta şefkatsizdir; çoğunun terennüm ettiği demokratlıkta ötekine pek yer yoktur!

20 Nisan 2009/Sabah

Etiketler:

Perşembe, Mart 05, 2009

Ordudan ‘iptal et’ Talebi

Genelkurmay’ın talebi Anayasa Mahkemesi’nin karara bağlayacağı bir başka davayı ise Genelkurmay Askeri Mahkemesi açtı. Askeri Mahkeme gördüğü TSK mensubu olan kişinin davasında, TCK’nın başkasına ait kredi veya banka kartlarını ele geçiren ve kart sahibinin rızası olmadan kullananlara altı yıla kadar hapis öngören 245. maddesine iptal istiyor.

Bu ne yahu???

Biri zorla benim kredi kartımı ele geçirecek, ben şikayetçi olacağım, dava görülecek, hırsız altı yıla kadar hapis ile cezalandırılacak. Ama Genelkurmay hapis cezasına karşı!!!



Hangi sebeple?

Bunu kim izah edebilir?

Anayasa Mahkemesi bunu iptal edebilir mi? Neye karşılık??????

Anayasa Mahkemesi yapısı değiştirilmeli. Bu iş böyle atamalarla yürümeyecek. Halk kimsenin umurunda değil.

Babayasa Mahkemesi istiyorum!!!

Etiketler:

Pazartesi, Mart 02, 2009

Ne Güzel Darbecimizdin Sen İsmail Hakkı Amca :)))

Taraf Gazetesi'nden Yıldıray Oğur

(Ağzına ve kalemine sağlık çocuk!)




En güzel darbeyi sen yaptın.

En iyi cuntayı sen kurdun.

En hızlı hükümeti sen devirdin.

İlk önce sen başlattın.

En önce sen yavaşlattın.

En uzağa sen gittin.

En çabuk da sen döndün.

Tamam, İsmail Hakkı Amca, peki, peki, anladık, sen öyle diyorsan öyle olmuştur.

Ne boşuna dil döküp kendini yoruyorsun, biz seni bilmiyor muyuz?

Sen 27 Mayıs’ta darbecilik yaparken bugün ortalıkta darbeci, Ergenekoncu diye gezenler, kısa pantolonla dolaşıyordu.

Sen 27 Mayıs’ta hapishaneye düşmüş “çocuk darbeci” Kemal Alemdaroğlu’nu arka kapıdan “Aferin, böyle devam” diyerek salmasan, şöyle hafifçe kulağını çekip “Bir daha seni darbelerde görmeyeyim, yürü git evine” desen bugün üniversitelerde çarşaf giymeyenlerin suratına kezzap atılıyordu.

12 Eylül’de senin komutanlık yaptığın Mamak’tan geçmemiş miydi, 28 Şubat günlerinde yanına gelip “Paşam iyi ki varsınız” diye teşekkür eden bazılarının yolu. O gün Mamak’ta o işkencelere izin vermeseydin bugün benim adım Vladimir, onların adı Natasha’ydı.

Asıl o 28 Şubat’ı nasıl yaptın be İsmail Hakkı Amca? O nasıl bir hükümet devirmekti öyle ya! Elinin tersiyle bir vurdun! Vallahi tereyağından kıl çeker gibiydi her şey, hiç şey anlamadık. Elin ne hafifmiş, hiç acıtmadın.

Sakın şimdi “Telekulaklardan başka kimse beni dinlemiyor” diye üzüleyim deme.

“Allende’yi devireyim mi diye Pinochet bana sordu, Yunan albaylar cuntayı kurarken benden fikir aldı” diye internete düşen konuşmalarını emekli kahvehanesinde anlatılmış avcı hikâyesi zannedip gülen bu yeni yetme nesil nereden bilecek?

Bir zamanlar İstanbul’un her yeri dutlukken, paraya para denilmezken, Bakırköy’den aşağısı dedeminken 40 yıllık Demireller, monşerlerin kralı Onur Öymenler senin gözünün içine bakıyor, doğum gününde Mesut Yılmazların altına sıfır model başbakanlık arabalarını çekiyordun. Bugün senin telekulak dinlemelerini bile haber yapmayanlar, dün ağzından çıkan bir kelime için birbirlerini andıçlıyorlardı. Masrafını cebinden verip sırf onlar için Sincan’dan tankları bir kez daha geçirdiğin unutulur tabii. Ne yapacaksın insan bu, çiğ süt emmiş. Ama alnına ne yazdıysa o değil mi?

Boşuna dememişler darbe yap denize at balık bilmezse halik bilir diye.

Türkmenbaşı’dan 28 Şubat’a ‘aferin’

Şimdi hemen gazetelerin internet sitelerine giriyorsunuz. 1997’nin yaz aylarından itibaren gazetelerin köşe yazarları arşivlerini karıştırıyorsunuz. Ben elimizin altındaki cevheri anlamanız için iki yazı seçtim. 28 Şubat’ın aslında nasıl bir akıl tutulması olduğunu bu yazılardan daha iyi hiçbir şey anlatamaz herhalde.
***

Kendisinin ve aile fertlerinin adını günlere, aylara veren Saparmurat Türkmenbaşı Demirel’e 28 Şubat için bir tebrik mektubu gönderiyor. Ve bir yazar çıkıyor Türkmenbaşı’na dayanarak 28 Şubat sonrası kurulan hükümetin yurtdışından bir “Ara rejim hükümeti” gibi görülmediğini bize anlatmaya çalışıyor. Nasıl mı?

Biz de rahatladık

... Bunun hemen ardından gelen cümleler ise, Türkmenistan Cumhurbaşkanı’nın Refahyol Hükümeti’nin düşürülmesi ve ardından gelişen sürece nasıl baktığını gösteriyor:

Aziz kardeşim, Türkiye’deki demokratik sürecin istikrarlı biçimde gelişmesinden mutluluk duyuyorum, bu gelişmenin güvencesi sizsiniz. Bizler, Türkmenistan’da, özellikle bugün, Türk halkının menfaatlerini teminat altına alan ve kararlılığını ispat eden, Mustafa Kemal Atatürk’ün siyasi felsefesinin ve devlet programının uygulanması konusunda kardeş Türkiye’nin gösterdiği başarıları izlemekten mutluluk duymaktayız.’’

Evet, Türkmenistan Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’deki yeni hükümete ve Refahyol’un düşüşünden sonraki sürece bakışı aynen böyle.

O yüzden, siz bazı çevrelerin bu hükümete, “dayatma hükümeti”, “ara rejim” modeli gibi sıfatlar yapıştırmaya çalışmasına bakmayın.

55’inci Hükümet’in dış dünya tarafından algılanışı budur.
(Ertuğrul Özkök -26 ağustos 1997- Hürriyet)
***

28 Şubat günlerinden seçtiğim ikinci yazı ise bir taraftan çağdaşlık idealleri, kadın hakları için darbeyi savunan ama öteki taraftan da bir kadın Başbakan’a kadınlığı üzerinden hakaret edebilmeyi başarmış usta bir isimden geliyor.

Şu haspaya bak

Aslında biz, bu hanımın kişilik gradosunu daha önce anlamalıydık, ama alımlı bir kadın olması mı, aydın bir kişi gibi görünmesi mi, sizinle işi varsa, fevkalade zarif bir üslupla konuşması mı... Her neyse... İtiraf edelim ki pek çoğumuz boşa bastık.
(Oktay Ekşi - 14 ağustos 1997 - Hürriyet)

Etiketler:

Salı, Şubat 24, 2009

UMUR TALU, Ağzına Sağlık :)

(yazarın izni alınmıştır)


Hakikaten de;

"Özelleştirmeden aldığın petrol şirketinden dolayı büyük mali ceza alıp bunu iktidarla uzlaşarak indirmek ama sonra tekrar büyük bir vergi cezasına muhatap olabilmek" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Bankana el koyan (önceki) hükümet zamanında devreye soktuğun komutanla halvet olmak, telefon şirketini de masaya koyup Jandarma İstihbarat ile yakın ilişkiler kurmak ve bugün Ergenekon sorgusuna muhatap olmak" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Koskoca gazetenin bir parçasını bir belediye başkanının propaganda aleti haline getirebilmek" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Özgür, bağımsız gazetecilik havasında en büyük medya grubunun parçası olarak güç kullanırken iktidar belediyesinden gayrimenkulün için kıyak, muhalefet yetkilisinden belediye başkan adayı istemek" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Kendin mağdur edilmişken başkalarının da mağduriyeti için tetikçi oynatmak" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Ahlak, etik, özgürlük, hukuk, rekabet, değişim derken medya ve medya dışı ihalelerde tek aday olabilmek" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"İktidar oluşturmak, iktidar devirmek, askeri müdahale yolu döşemek, parti içişlerine karışmak, Başbakan'a yakın veya uzak olarak da azarlanabilmek" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Dereyi geçene kadar haberlerde, yazılarda sansür yaptığın ağzından belgelenmişken şimdi basın özgürlüğü marşları söylemek" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Daha önce, haklı eleştiri bir yana, başka bir patronun yanında sana küfür etmiş olanları parayı bastırıp kullanmak ve bunları bağımsız, itibarlı, muhalif gazeteci sanmak" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"İtibar göstererek, yanında gezdirerek, iki haber ile demeç üfleyerek, arada bir arayarak, karşısında iki büklüm duruşlarına bayılarak iktidar yanaşığı haline getirilmişleri bağımsız gazeteci sunmak" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Gazeteci cezalandıran, yasaklayan, ihbar eden gazetecileri iktidar sofrasından alıp hemen kendi sofrana buyur etmek" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Andıç kâtiplerini, özel harp ulaklarını, brifing uşaklarını basın özgürlüğü savunucusu olarak ilan edebilmek" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Yanında çalıştığı patronu iktidar depremine maruz kalıp yıkılırken iktidar düşmanı olup sonradan iktidar safına geçince başkasının benzer biçimde sarsılmasını çok doğru görenlerin veya tam tersi kaymalara uğrayanların en muteber şöhretler olması" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

"Milyonlarca insanın hakları çiğnenirken, özgürlükleri zedelenirken, her gün haysiyetleriyle oynanırken, insanca bir hayat imkânları gasp edilirken, gelecekleri karartılırken, geçim şartları cehenneme çevrilirken, inandıkları inanmadıkları, kökenleri dikenleri yüzünden kalpleri, ruhları, bedenleri hırpalanırken... iktidar yanında veya şimdilik karşısında, hep menfaat medyası olanların, ilkeleri yamultarak pazarlayanların, kendilerini dev ve dokunulmaz görenlerin, ikiyüzlü etik, meslek ahlakı ve özgürlük şahikası olanların her yaptığı da her .okundaki boncuk da" tamamen gazeteciliktir.


Hakikaten de;

Her yanı saran bu doku, her yana işlemiş bu koku, zirveye vurmuş içten pazarlık da içten olmayan yazarlık da tamamen gazeteciliktir.

Etiketler:

Seninle gurur duyuyorum

kalbim seninle

Edith Piaf - La Vie En Rose
by bigproblem11