“Sular yükselince, balıklar karıncaları yer... Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin.. Çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir... Afrika atasozu

Pazartesi, Eylül 11, 2006

Eylül ve Ben




12 Eylül 1980. Kimilerine çok uzakta kalmış bir tarih sadece, benim yaşıtlarıma göre ise “Tarihte bir kara sayfa”, hala aklayamadığımız. Zamanın ihtilâlcileri, günü geldiğinde yargılanmamak üzere gerekli düzenlemeyi o günden yaptıklarına göre, başlarına gelecekleri bildikleri gibi, anlaşılan kendileri de doğru yaptıklarına ikna olmamışlar ki, böyle bir tedbir almışlar.

Demokrasi yolunda ilerleyen ülkelerde yakın tarihte yapılan ihtilâller masaya yatırılmakta ve ihtilâli yapanlar bir bir yargılanmakta. Bu da gösteriyor ki, “Demokrasi” ülkemde sadece bir oyun. Aslında dünyada da öyle değil mi? Yine de, ben Eylül gelince bu baskıyı üzerimden atamıyorum. İçimde bir yerler çığlık çığlığa kanıyor. Birilerinin hesap vermeyişi de beni adaletsiz bir ortamda yaşadığım duygusuyla karartıyor.

12 Eylül 1980 günü bir şey olacakmışçasına balkona çıktım. Hiç bir şey yoktu görünen. Sadece sokaklar ıssızdı. Sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu. Eh, benim kuşağım bayağı alışkındır bu sokağa çıkma yasaklarına. Hâlâ, sayılırken bile yarı sokağa çıkma yasağı yaşamıyor muyuz?

Bursa’nın Altıparmak semti bir gün ülkücülerin kontrolüne geçerdi o günlerde, ertesi gün solcuların kontrolüne. Sanki ne oluyordu ki? Yoldan geçiş ücreti alan kimse yoktu. Bir kesim “solcular giremez” diyordu, ertesi gün de diğer kesim “sağcılar giremez” diyordu. Oysa, hiç bir şey olmuyordu. Olan tek şey, gencecik bedenlerin hayata veda etmesiydi, ana ve babaların saçını başını yolmasıydı. Başka hiç bir şey olmuyordu. Aynı vatanın evlatları birbirine düşman ediliyor ve kaydedilmiş birer teyp kaseti gibi vatan kurtarıyordu.

Bugün benim gibi ellili yaşlarını sürmekte olan kuşak artık, olayın bir vatan kurtarma değil, 1974’te Kıbrıs meselesi yüzünden NATO’dan ayrılan Yunanistan’ın tekrar NATO’ya girmesine halkın temsilcileri tarafından izin verilmeyince, Türkiye’nin özellikle karıştırıldığını ve kardeşin kardeşi vurduğu bir ülke haline getirildiğini biliyor. Değil mi ki sağ ile sol ittifak yapabiliyor ve/veya ortak iktidar oluyor, artık her şey sırıta sırıta gösteriyor kendini.

Peki, 1980’de Yunanistan’ın hiçbir koşul öne sürülmeden NATO’ya tekrar alınmasını sağlayan paşalar yargılanmadan, aklanmadan nasıl oluyor da “vatan evladı” kalıyor? Nasıl bir vatana bağlılıktı ki, Kıbrıs ve Ege kozları bu kadar kolay elimizden alındı?

Yaz ortasında, evimiz kaloriferli olduğundan komşunun odun sobasında yakmak zorunda kaldığım koskoca kütüphanemin bedelini bana kim ödeyecek? Çocuğumun ve torunumun geleceğini ipotek altına alarak Ege ve Kıbrıs meselesini çözmeden Yunanistan’ın NATO’ya dahil oluşuna sebep olanlar bu vebali resim yaparak mı ödeyecek?

İçim acıyor.

5 Comments:

Blogger Unknown said...

Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

Eylül 12, 2006 9:33 ÖS  
Blogger Unknown said...

Türkiye tarihinin karanlık sayfalarından 12 EYLÜL....

Türkiye'ye neler getirdi ve beraberinde neler götürdü o tartışılır ama olmasıda gerekiyordu. Ülke üzerinde oynanan oyunlara bir şekilde dur denilmeliydi...

Yunanistan, NATO, Ege kozlarına aynen katılmakla beraber Kütüphanen içinse gerçekten üzüldüm.....

Yaş itibariyle sizler gibi TAM anlamıyla o günleri yaşamadıysak da etkilerini hissetdik...

Eylül 12, 2006 9:33 ÖS  
Blogger Birsen Şahin said...

"Olması gerektiğine inanan zihniyet" bizi bugünki parçalanmışlığa, kokuşmuşluğa ve kimliksizliğe getirdi. Yazık ki!

Askerimi severim ama kışlasında, siyaset onun mesleği değil.

Yıllar önce bir toplantıda sarfettiğim "Askerimi severim, ama kışlasında" cümlem, bir milletvekili tarafından Tansu Çillere'e iletildi ve böylece bu cümlem Çiller'in ağzından tarihe geçti :)

Eylül 12, 2006 9:42 ÖS  
Blogger Unknown said...

Olması gerektiğine inanan zihniyette değilim aslında O zaman şöyle diyelim Olmaması gerekiyordu ama Oldu.
Herkes görevini tam ve layıkıyla yaparsa bundan sonra daOLMAZ

Eylül 16, 2006 12:59 ÖÖ  
Blogger Birsen Şahin said...

Teşekkür ederim sanal dostum. Şimdi oldu işte. Doğrusu bu. Yazık ki, gerek bizler, gerekse sizler ve hatta sizden bir sonraki kuşak dahi bu bedeli çok ağır ödemekte. Umalım ki bu kimliksizlik bizi uşaklığa ve parçalanmışlığa kadar götürmesin. O zaman benim kuşağın gözleri gerçekten açık gider bu diyardan.

Eylül 16, 2006 1:06 ÖÖ  

Yorum Gönder

<< Home

Seninle gurur duyuyorum

kalbim seninle

Edith Piaf - La Vie En Rose
by bigproblem11